İş

Bizi ölmekten kurtaran şey

Dünya değişirken, yıkıcı toplumsal sorunların yol açtığı çöküş, yalnızlık, savaşın yol açtığı yıkım, ölüm devam ederken arka planda çalan melankolik müzik, sararmış yapraklar, Aki Kaurismäki’nin anlamlı ve anlamlı karakterleri Holappa ve Ansa, Bauman’ın tanımları arasında geziniyor. insan israfı veya israf insanları. Kaurismäki’nin sade, derin, zeki, absürt, esprili, hüzünlü, sakin, öfkeli, politik, şiirsel, felsefi, sıradan, soğuk, statik, şaşırtıcı, dirençli insanları sevgiye ve umuda göz kırpıyor. Sarı Yapraklar’da sevgiyi merkeze alarak önceki filmlerine göre daha çok yaşam ve ölüm ikilisini ele alıyor. Kaurismäki’nin ‘Hayatta kalmak nedir, bunun için ne gerekir?’ Soru ve yine bu soru karşısındaki bakışı ve duruşu.

Metal İşçileri Sendikası üyesi Holappa (Jussi Vatanen), orada çalışan diğer işçi arkadaşlarıyla birlikte işyerine ait konteynerde kalıyor. Bunun içkiyle alakası var. Alkollü? Kendi tanımına göre Adsız Alkolikler’den sadakat indirimi aldı. Çalıştığı yerde dolaplarda ve ceket cebinde bulundurduğu, çalışırken günün farklı saatlerinde farklı yerlerde içtiği votka bir anlamda dayanıklılığın simgesidir. Neye tahammül etmek? Örneğin hortumun bile dayanmasını bekleyen sistem. Holappa’nın iş kazası sonrasında arkadaşı Huotari (Janne Hyytiainen) ile şantiye müdürü arasında geçen diyalog:

“-Holappa defalarca hortumun değiştirilmesi gerektiğini söyledi.
+Dört yılda bir değiştiriyoruz. Dayanmalıydı.
-Dayanması gerekiyordu ama dayanamadı. Ne kadar kar elde ettin?”

HAYATI ZORLAYAN ŞEYLERE TOLERANSLI OLMAK

Katlanılması gereken şeyler, güvencesiz işler, bozuk bir kompresör, maaş kesintisi, işten atılmak, yalnızlık, yer darlığı, açlık, savaş ve kâr elde edenler. Holappa’nın hayatı zorlaştıran şeylere tahammül edebilmesi ve gerçeği kavrama şekli onun karakterinin en belirgin özelliğidir. ‘Sigara içmek yasaktır’ tabelasının önünde oturup sigara içerken Huotari, ‘Bu senin ölümün olacak’ diyerek ‘Hayır’ diyerek sakin bir protestoyla asıl soruna dikkat çekiyor. ‘Kömür tozu önce akciğerlerimi yok edecek.’

Kaurismäki’nin Holappa ile tanışmamızı sağlayan bir diğer göstergesi ise Holappa’nın arkadaşı Huotari’ye verdiği ve “çocuklar için hikayeler” adını verdiği kitaptır. Fin edebiyatının dönüm noktası olarak tanımlanan Marko Tapio’nun ‘Arktinen Hysteria’ adlı romanının ikinci cildi, Finlandiya tarihini ve Fin ruhunu konu alırken, Faulkner ve Dostoyevski’nin etkilerini taşıyor. Holappa’nın romanı arkadaşına verirken söylediği ‘çocuk hikayeleri’ cümlesi Kaurismäki’nin romanla ilgili ironisidir. Çünkü ‘Arktinen Hysteria’ (birinci cilt ‘1939’un İlk Karısı’, ikinci cilt ‘Beni Gerçekten Sevdiğini Söyle’) İkinci Dünya Savaşı’nda geçen bir aile öyküsüdür (dede/baba/torun). Finlandiya-Rus Savaşı’nı tüm ülkeye anlatıyor. Tarihi yansıtan bir savaş romanı. Ana duygunun çaresizlik, işçi sınıfı erkeklerinin sessiz korkusu, çıkış yolu bulamayan ve bastırılmış saldırganlıkları ile yaşayan kasvetli insanlar olduğu belirtiliyor. Eserde Sibirya histerisi (piblokto) savaşın yarattığı durumla şekilleniyor; sessiz acı, korku, geleceğin kaybı ve şiddetli saldırganlık. Romanın ana karakteri Harri Björkharry ile Kaurismäki’nin Holappa’sı arasında doğrudan bir ilişki var mı bilmiyorum ama roman ve sinema arasında kurulabilecek ilişkide savaşın varlığı güçlü bir şekilde yer alıyor. Rusya-Ukrayna Savaşı sinemanın ana atmosferi olmasa da sinemanın ruh halini belirleyen ana unsurdur. Radyodan savaş haberleri geliyor; Ölü sayısı, patlamalar, enkaz, sayısı bilinmeyen kurbanlar ve bunları dinlerken akmaya devam eden günlük hayat. Bunun yarattığı histeri. Holappa’nın aynadaki yüzü kübist bir tabloya dönüştü. Hayat işgal edildiğinde hangi dürüstlükten bahsedilebilir? (Histerinin etimolojik ilişkisi ile şantiyedeki nakliye aracının markası ‘hyster’ dikkatimi dağıtıyor.) Savaşı yaşamasalar bile savaşın etkisinin nasıl hissedildiği Holappa’da okurken ortaya çıkıyor. Alain Chevallier’in çizgi romanı, konteynerde dinlediği radyo haberleri ve Ansa’nın evinde dinlediği radyo haberleri aracılığıyla: Sessiz korku. . Bu sessiz bela, ‘Arktinen Hysteria’ ile ‘Sarı Yapraklar’ arasındaki bağlantılardan biridir. (Romanı okuyamadığım için başka bir sonuç çıkaramıyorum.) Öte yandan iki anlatının farklılaştığı nokta, özellikle sinemanın finali ve Kaurismäki’nin dünyası göz önüne alındığında umut ve dayanışmayla devam eden hayattır.

SAĞLAM, ŞEFKATLI BİR İNSAN

“Sarı Yapraklar”ın kadın karakteri Ansa (Alma Pöysti), Kaurismäki’nin direnişi, dayanışmayı, yardımlaşmayı, çabayı ve sevgiyi tanımladığı kişidir. Vaftiz annesinden miras kalan küçük bir apartman dairesinde yaşayan Ansa, görünüşte sıradan eylemlerle büyüyen yalnız bir kadındır. Esnek çalışma sözleşmesiyle çalıştığı marketten son kullanma tarihi geçmiş ürünleri eve götürüp yemek için gizlice çantasına koydu ya da son kullanma tarihi geçmiş yiyecekleri, adı geçmesine rağmen çöpe atarken almak isteyen birine verdi. pazar yeri yasaklandı ve bu nedenle işten çıkarıldı. Kaurismäki’nin tüm filmlerinde ele aldığı soruya bıkmadan, sıkılmadan bir kez daha bakmak gerekirse; Yoksulluk dayanışma direncini azaltabilir mi? Süpermarket müdürü bazı şüpheleri ortadan kaldırmak için Ansa’nın çantasını aradığında çantanın içinde son kullanma tarihi geçmiş bir sandviç bulunur. Ansa’nın arkadaşı ve market çalışanı Liisa (Nuppu Koivu), “Bunu polise vermediğimiz için minnettar olmalısın” diyen yöneticiye itiraz ediyor. “Son kullanma tarihi geçmiş, satamazsınız.” Yöneticinin “Önemli değil, çöpe atılır” cümlesi Ansa’da “Ben de öyleyim herhalde” duygusunu yaratıyor. Bu sırada kendisiyle dayanışma içinde olan süpermarket çalışanı arkadaşının sesi duyulur; “Bu para çorba dağıtılarak da kazanılabilir.” Ansa’da kendisini çöpe ait hisseden kişinin ne yaptığını, ne söylediğini izliyoruz. Bir kenara atılan değerleri ve anlamları düşünebiliriz. Mesela yardımlaşma, dayanışma mesela değer ve emek verme, gerçekçi ve dürüst olma mesela bekleme, umut etme, sevme. Holappa, “Maaşını almadıysan aç olmalısın” dediğinde utansa da Ansa bu gerçeği dürüstçe “Biraz” diyerek yanıtladı, “Seni çok seviyorum ama yapamam” diyebildi. “sarhoşla” diyen adam, çelik fabrikasında ağır makinelerle çalıştı ve uyutulmasını önlemek için burada yiyecek arayarak dolaşan bir köpeği sahiplendi. Kaurismäki’nin onu bir kurtarıcıya ya da kahramana dönüştürmeden, eylemlerini kutsallaştırmadan yarattığı sağlam, şefkatli insan.

Karaoke barda Schubert’in Serenadı’na bakışıyla başlayan aşk. Kaurismäki’nin Holappa ve Ansa için yarattığı aşkta isimler bilinmiyor. İsimler değil, mevcut durum tanıtımdır. Günümüzde yaşanan yoksulluk ve yoksunluk (savaş, ölüm, işsizlik, açlık, yersiz ve geleceksiz olma durumu…) tanışmayı ve tanışmayı başlatır. Adını bile bilmediğiniz birine duyulan yakınlığı, şimdiki zamanda yaşananlar belirler. Bugüne tanıklık eden ve kendi şimdisini sürdürmeye çalışan iki kişi, isme ihtiyaç duymadan ilerler. Muhtemelen isimler, Jarmusch, Godard, Bresson kadar birbirine yakın ya da uzak bir anlamın hatırlatılması ya da yorumlanmasıdır. Belki isimlerden uzak, basit bir ifade yeterlidir. Ansa’nın dediği gibi, “Çok fazla zombi vardı. Hiç bu kadar gülmemiştim.”

ŞİMDİKİ YÜK

“Sarı Yapraklar”, radyo frekansında savaş haberleri ve melankolik müzik arasında akan Holappa ve Ansa’nın hayatlarını, yıkımı dinleyerek sürece tanıklık edenin nasıl hissettiğini anlatıyor. Bir arkadaşından istediği ceketi, uykusuz geceleri ve bekleyişleri de paylaşıyor. Birbirini bulan ve kaybeden iki insan, hayatta kalma sorumluluğunu üstlenerek birlikte yürümeye başlayınca, bugünün yükü biraz hafifliyor. Ansa, Holappa ve Chaplin. Yük biraz daha hafifliyor. Bizi ölmekten kurtaran, Kaurismäki’nin trenin çarptığı insanları komadan çıkaran finalidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

-
Başa dön tuşu